Net

İçimden geçenleri
söylemedim ona,
parmak uçlarına bıraktım.
Ona tercümesini yaptım,
üfledim kulağına…
Zordu her şey biri için
jaluzi çekilmiş kelimeler,
karanlık dudaklar ve
keskin küskün sessizlikler altında…
Biri için değildi zor o kadar da
Zorlaştırdım, büktüm kolunu
gözleri asılı kaldı boşlukta
değişmedi gülümseyişi
ve uzattı ellerini
gene…
Biri biliyor, emin değil,
pes sesten sorular…
Biri görüyor, duyarlı
duymuyor, duymamayı yeğliyor
Fileye takıldım
yorgunca,
yeşil ve kederli bir net
bulutlar kadar uçucu aklım
gözlerim ufukta
ıslak ayaklarımın dibi.

küçük kola krallığım çökmek üzereydi. sağa sağa kıvrılan alevler sıcak bir gecenin müjdesini verirken ayakları tutmuyor sendeliyordu. cama doğru… kayaların kenarlarına, sivri uçlarının gökyüzünün dikenleri olduğu, bulutların iğne iğne kayalardan gıdıklandıkları zirve kenarlarına, uçurum manzaralarına, denizlerin bittiği yere, ufka… dibi kum ve çakıl, ayaklarının altı gökyüzü…
her zaman olduğu gibi… en yüksekleri sever; ama yere bakar [...]

Çapraz ateş

Bugün çarpışma günü. Eski, yeni, arta kalanlar ve bütün olanlar…
Çarpışma günü ve ortada kaldım.
Üst üste Ian Brown dinleyesim var.

‘Alman adamın yeri’

Bu ‘Alman adamın yeri’ aslında sandığımdan meşhur çıktı. Pek çok kişi biliyormuş meğersem mekanı. Fazla gizemli davranmaya gerek yok. Beyoğlu’nun gizli kalmış bir teraslar cenneti olduğunu biliyorsunuzdur. Daracık sokakların, eski, yüksek binaların arasında kaybolup gidiverir bu teraslar. Kimisi, mesela Leb-i Derya, popülerleşirken, kimisinden haberdar bile olmayız. Bence Beyoğlu’nun en keyifli yanlarından biridir bu. Bir binadan, [...]

Tembellik ruhun gıdasıdır

Uzun zaman yapılan tembelliğin, yazılmayan blogların, söylenmeyen sözlerin, fotoğraf makinasından ekrana aktarılmayan fotoğrafların ruhun gıdası oldukları söylenebilir büyük bir iyi niyetle elbet. Birikenleri aktarma arzusu ve sonunda beni bilgisayar başına oturtan o ulu güç. Saçmalıyor muyum? Olabilir, hem bundan size ne?
İnsanlara saçmalama hakları teslim edilmeli. Acılar, sevinçleri, üzüntüler, komik olanlar nasıl çıkacak dışarı başka türlü? [...]

Desperately Seeking (Dagur Kári)

Dagur Kári’ye özel bir düşkünlüğüm yok aslında. Ama kendisini festivalde, Emek sinemasında dikilmiş, ömürlerden ömür tüketen reklamların bitmesini ve filme girmeyi beklerken, çekingen bir sessizlikle bir şişe su alırken görünce aklıma düştü. Suyu almayı beklerken geçen kısa zamanda aynı çekingenlikle yaklaşıp ‘Nói Albínói‘yi de seyrettiğimi ama asıl hoşuma gidenin ‘Tutunamayanlar‘ (Voksne Mennesker/Dark Horse) olduğunu söylemek [...]

Amerikan bezi ağda bezi midir?

Araştırdım, buldum: Amerikan bezi ağda beziymiş. Bacaklarımızın pürüzsüzlüğünün bile Amerikalılarca sağlanan bir fayda olduğunu düşününce günüm daha iyi geçmeyecek elbet. Günüm gayet iyiydi aslında da, gecem sorunlu.
Bugün eve hiç gelmek istemedim. Sırf bu yüzden manasız bir Beyoğlu turu bile attım, ama nafile. Ben de evi keyif vericilerle doldurarak geceyi en acısız şekilde atlatmaya karar [...]

Aydınlanma anı

Televizyonda ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind‘ bitmek üzere. Jenerik geçiyor.
Beck, ‘Everybody’s Gotta Learn Sometimes‘ı söylüyor. O söylerken, eşlik etmemek mümkün değil. Ediyorum ben de. Fark ediyorum ki Beck’le düet yapabiliriz, güzel olur. Yani bugüne kadar; evde müzik dinlerken, bir barda arka planda, ya da bir konserde kime avaz avaz eşlik edersem edeyim, seslerimizin [...]

Yerdeniz Hikayeleri

Festivalde gördüğüm ilk film, Miyazaki’nin oğlunun filmi ‘Yerdeniz Hikayeleri’. Muhteşem bulmadım ama beni bazı konularda düşündürdü. Neler düşündüğümü burada anlatacak değilim. Bunların izdüşümleri eminim bir şekilde manasız bir diyalog olarak karşıma çıkacak ileride.
Peki insan sinema salonunda oturmuş filmin başlamasını beklerken ne düşünebilir?
Ben şunları düşünüyordum:

31 Mart, 19:00, Yeni Melek
‘Yerdeniz Hikayeleri‘
(ilaçlarımı alırken…)
Zihnim gene bir oyun peşinde. Bu [...]

Güncel Pikekafa Sözlüğü Tanım 1

Zihnimde diyaloglaşan monologlar, gözlerim bir yerlere daldığında veya siz bana bir şeyler anlatırken benim dinliyormuş gibi yaptığım ama dinlemediğim, ya da yetenekli olduğum bir anda hem dinleyip, hem de kafamın içinde başka başka şeyler düşündüğüm, “Şu an ne düşünüyorsun?” diye sorduğunuzda da, “Hiiiç…” cevabını aldığınız anların yazıya geçmiş hali.
Bunun bir adım ötesi ise, var olmayan [...]