Erken Gelen Masstival

Tori AmosBu yaz festival üstüne festival var ama bu kadar kısa arayla bu kadar çok festival ve konser demek, cepleri boşaltmak gerek demek. O yüzden de illa ki bir seçim yapmak gerekiyor. Seçimlerde Masstival kaybediyor aslında, ama dostlar sağ olsun, hatta dost insan Sinem sağ olsun, güzel yeşil bir Masstival bilekliği takıyor bileğime de, Sinead O’Connor konserini kaçırsam da, Tori ve Cake’e yetişiyorum.

Geçen yaz Tori’nin bir konserle İstanbul’u taçlandıracağını duyduğumda, “işte! sonunda!” demiştim. Tindersticks geldiğinde heyecanlandığım kadar heyecanlanmış, ama maalesef sahneye orkestrasız çıktığından içim kıyılmış, bunalmıştım. Bir tek “Hello Mr. Zebra” çaldığında neşelendiğimi hatırlıyorum. Kısa süreli bir neşe… Konser sonunda çok sıkılmıştık. Bu nedenle de bu sene Tori konserine gitmeye kimseyi ikna edemezdim, çabalamadım. Gerçi Sinem olmasa benim de gideceğim yoktu ya, hadi neyse…

Parkorman bayağı kalabalıktı, Sinem’se feci sosyal. Her yer tanıdığı insanlarla doluydu. Şu dünyada yapayalnızmışım da haberim yokmuş gibi bir his kapladı beni :) . O, tanıdığı insanlara kelebek misali konarken, bira sırasına girdim. Sıra olayı feci. Radar bu açıdan kesinlikle daha başarılıymış, onu fark ettim.

Kısa bir süre sonra insanlar toplanmaya başladı. Akşam güneşi güzele gelirmiş. Bu sefer nasiplenen Cake oldu. “Çok yeni bir şey var mıydı?” derseniz, yoktu ama Cake’ti işte. Keyifli adamlar, keyiflendiren insanlar. Güzel çaldılar, komiktiler üstelik. İsmini sordukları ama isim konusunda anlaşamayıp, ismi sorulan çocuğun kendisine 5 saniyelik bir düşünme süresinin sonunda şarkıya istinaden ‘Frank’ demesi, ama önlerden birinin onu sabote ederek ‘Arkan’ olarak adlandırması, fakat çocuğun bunu duymayarak, isme tepki vermemesi ve sonunda solistin ona ‘Bubbles’ adını vermesi ve çocuğun havaya köpükler fışkırtması gayet komikti. En son yeni albümlerinden bir şarkı çalıp da, solistin sözleri hala bilmediğinden dem vurması ve hatta standart bir playlist’leri olmadığını bu nedenle de profesyonel olmaktan uzak olduklarını söylerken bile komiktiler. Solisti, evde duvara bir türlü asamadığım bir Juan Padron karakterine de benzetmedim değil. Velhasıl daha önce Venue’de, şimdi Parkorman’da Cake gene Cake’ti. Ellerine sağlık, ‘Never There’i dinletmeden de sahneden inmediler.

Bir saatlik aranın bira kuyruğunda heba edilmesinin ardından, hiç istemediğim halde kalabalığı yarar buldum kendimi. Konserlerle ilgili şöyle bir bahtsızlığım var: Neden bilmem, konserlerin manyakları beni buluyor. Abidik gubidik danslar edenler, birbirlerini itip kakanlar, gürültü yapanlar ve daha niceleri hep beni bulmuşlardır konserlerde. Bir de saçlarını suratıma suratıma savuran kabus kadınlar vardır ki, hayatım onları sinsice ve çaktırmadan tartaklamakla geçer müzik dinlemekle geçirmem gereken sayılı dakikalarda. Çaktırmadan iterim, ya da işe yaramazsa çaktırmamayı bırakıp doğrudan şarlarım. Dayak yemek gibidir konserler benim dünyamda.

Bunu bilmeme rağmen dün kalabalığın orta yerine attım kendimi ve bir mucize gerçekleşti; üzerime yapışıp kalan bir manyak olmadı, Tori aşkına! Ancak kalabalığı yarmamın sebebi fotoğraf çekme arzum olmasına rağmen, istediğim gibi çıkmadı Tori fotoğraflarda. Önce sarı perukası ve kırmızı elbisesiyle çıktı. Konser boyunca iki kez kostüm değiştirdi ama ben pek zevksiz buldum kendisini. Çok zayıf ve kaslı bir kadın. Sırtı o kadar kaslı ki, insan kötü oluyor, hoşlanmıyor ama bu imge fazla uzun kalmıyor insanın zihninde; çünkü elleri piyanosunun üzerinde kaymaya başlıyor, ağzından sözcükler dökülüyor müzikle beraber. Tori’nin büyüsü…

Dinlerken bir şeyi daha anımsıyorum: Açıkhava’daki bir önceki konserde de düşündüğüm bir şey: Bugüne dek onlarca konsere gitmişimdir ama Tori’nin sesi gibisi yok: Canlı performansı da, albümden dinlemekten farksız. Piyanosu, sesi, kendisi… Sahnede güzelleşen bir kadın.

Eskilere fazla takılmıyor ama Cornflake Girl’ü seyircinin yoğun katılımı eşliğinde söylüyor. Little Earthquakes’ten de tanıdık bir ses geliyor. Eski sesler daha mı hoş ne… Seyircinin de yeni şarkıları fazla bilmediğini fark ediyorum, sanki hiçbirimiz ‘Boys for Pele’nin ötesine geçememişiz… Ne güzel albümdü o da, sabah ‘Caught a Lite Sneeze’i söylerken buldum kendimi. İçin parçalanmadan söyleyemiyorsun bile, dolduruyor insanı, mırıltın yükselmeye başlıyor, başın dönüyor. O kadar güzel.

Bis yok, Tori grup arkadaşlarına sarılıyor ve konser bitiyor. Zihnimden bir öncekini silen bir konser, güzel bir konser.

Allah razı olsun Sinem :P

CakeCakeCakeCake

CakeTori AmosTori AmosTori Amos

Tori AmosTori AmosTori AmosTori Amos

Tori AmosTori AmosTori Amos Tori Amos

2 Yorumlar

  1. ama bu sosyal kelebennk’in tatili popo taraflarında patlıyo ….. böhüüüü….
    insan bu kadar sosyal olur da bi tatil programı yapamaz mı beaaaa…..
    özge boncuk yürü bozcaadaya gidelimmm….

  2. eheheh ilk paragraf bayağ işime yaradı bu arada :D

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=227069


Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI

Yorum yapın