‘Alman adamın yeri’

Bu ‘Alman adamın yeri’ aslında sandığımdan meşhur çıktı. Pek çok kişi biliyormuş meğersem mekanı. Fazla gizemli davranmaya gerek yok. Beyoğlu’nun gizli kalmış bir teraslar cenneti olduğunu biliyorsunuzdur. Daracık sokakların, eski, yüksek binaların arasında kaybolup gidiverir bu teraslar. Kimisi, mesela Leb-i Derya, popülerleşirken, kimisinden haberdar bile olmayız. Bence Beyoğlu’nun en keyifli yanlarından biridir bu. Bir binadan, [...]

Tembellik ruhun gıdasıdır

Uzun zaman yapılan tembelliğin, yazılmayan blogların, söylenmeyen sözlerin, fotoğraf makinasından ekrana aktarılmayan fotoğrafların ruhun gıdası oldukları söylenebilir büyük bir iyi niyetle elbet. Birikenleri aktarma arzusu ve sonunda beni bilgisayar başına oturtan o ulu güç. Saçmalıyor muyum? Olabilir, hem bundan size ne?
İnsanlara saçmalama hakları teslim edilmeli. Acılar, sevinçleri, üzüntüler, komik olanlar nasıl çıkacak dışarı başka türlü? [...]

…..

Dagur Kári’den bugün de iz yok…

Desperately Seeking (Dagur Kári)

Dagur Kári’ye özel bir düşkünlüğüm yok aslında. Ama kendisini festivalde, Emek sinemasında dikilmiş, ömürlerden ömür tüketen reklamların bitmesini ve filme girmeyi beklerken, çekingen bir sessizlikle bir şişe su alırken görünce aklıma düştü. Suyu almayı beklerken geçen kısa zamanda aynı çekingenlikle yaklaşıp ‘Nói Albínói‘yi de seyrettiğimi ama asıl hoşuma gidenin ‘Tutunamayanlar‘ (Voksne Mennesker/Dark Horse) olduğunu söylemek [...]

Sefil sarhoş

Gece nahoş sonuçlandı. Kısaca yazacağım:
Birayla başladım. Şarapla devam ettim. Şişeyi devirene kadar… Gene de sarhoş olamayınca, son çare votkaya başvurdum. Zorum neydi bilemiyorum; ama kurtlarım kudurmuş sanırım… Kudurukları doyurup, tuvalette sürününce rahatladım.
İşin tuhafı, güzel bir sarhoşluk için bol bol yemiş, peynirleri mideye indirmiştim ama ters tepti.

| View Show | Create Your Own

Amerikan bezi ağda bezi midir?

Araştırdım, buldum: Amerikan bezi ağda beziymiş. Bacaklarımızın pürüzsüzlüğünün bile Amerikalılarca sağlanan bir fayda olduğunu düşününce günüm daha iyi geçmeyecek elbet. Günüm gayet iyiydi aslında da, gecem sorunlu.
Bugün eve hiç gelmek istemedim. Sırf bu yüzden manasız bir Beyoğlu turu bile attım, ama nafile. Ben de evi keyif vericilerle doldurarak geceyi en acısız şekilde atlatmaya karar [...]

Aydınlanma anı

Televizyonda ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind‘ bitmek üzere. Jenerik geçiyor.
Beck, ‘Everybody’s Gotta Learn Sometimes‘ı söylüyor. O söylerken, eşlik etmemek mümkün değil. Ediyorum ben de. Fark ediyorum ki Beck’le düet yapabiliriz, güzel olur. Yani bugüne kadar; evde müzik dinlerken, bir barda arka planda, ya da bir konserde kime avaz avaz eşlik edersem edeyim, seslerimizin [...]

Geleneksel Festival Şapşallığı

Bu, Park Chan-wook’un son filmi ‘Ben Bir Robotum, ama Sorun Değil’. Festival’de dün akşam görmem gereken film. Ama görmedim. Sebebi basit, basit olduğu kadar da salakça.
Burnunuzun dibinde duran bir şeyi uzun süre arayıp da uzun süre görmediğiniz oldu mu? Peki ya sinema biletinize bakıp da koca puntolarla yazılmış “Yeni Melek” yazısını “Atlas” olarak okudunuz mu? [...]

Belle Toujours

Sabah 9.30′da yataktan zar zor çıkıp duşa koşturduktan sonra, kısa boyumun elverdiği en yüksek hızla 11:00′deki seansa yetişmek üzere evden çıktım. Manoel de Oliveira‘nın, ‘Gündüz Güzeli’ (Belle de Jour) filmine saygı duruşu niteliğindeki filmi ‘Daima Güzel‘ filmini kahve hasreti içinde seyrettim ve film bende hayal kırıklığı yarattı. Son zamanlarda iyi film seçme radarımda bir [...]

Yerdeniz Hikayeleri

Festivalde gördüğüm ilk film, Miyazaki’nin oğlunun filmi ‘Yerdeniz Hikayeleri’. Muhteşem bulmadım ama beni bazı konularda düşündürdü. Neler düşündüğümü burada anlatacak değilim. Bunların izdüşümleri eminim bir şekilde manasız bir diyalog olarak karşıma çıkacak ileride.
Peki insan sinema salonunda oturmuş filmin başlamasını beklerken ne düşünebilir?
Ben şunları düşünüyordum:

31 Mart, 19:00, Yeni Melek
‘Yerdeniz Hikayeleri‘
(ilaçlarımı alırken…)
Zihnim gene bir oyun peşinde. Bu [...]